6 Temmuz 2012 Cuma

Random şenliği

Selamınkonichiwa arkadaşlar =w= Ben şahsen evde sıkılmaktan öldüğüm için şu random olaylarına devam edeyim dedim.Hala hikayenin başından başlayıp şey edemesem de onu da yapacagm yapacagm U_U Zaten hangi kafaya hizmetse 3. kitap takılıyorum,herhalde en çok onu mu seviyorum nedir.Tek bildiğim en sevmediğim kitabın ilk kitap olduğu ._. Tüm diğer kitaplarda ilkinde olduğundan daha fazla fikrim var.İlk kitabın sadece azıcık başını ve sonunu hayal etmişim çünkü zeka kapasitesi örneği olarak,öyle olunca tıkanıp kalıyorum.Bi de güya  ben bu yaz ilk kitabı bitirecem yapıyodum....Hayalperestim işte naaparsın =A=

He yalnız hakkaten acayip sıkılıyorum ben.Okulu ölsem de özlemem de yine de sıkılıyorum yane o.o Bir de geçen bilgisayar başında 6 saat oturmak ölüm riskini artırıyor diye bir zırva okuduydum,NUU OAO oldum elbet ama gel gör ki o kıç bilgisayar başından kalkmadı.

Yalnız çok alakasız olacak ama yoğurt koyarken kapağına baktım "Adı Tadında Saklı U_U" yazıyodu. Valla sizi bilemiycem ama ben Şekersüt adından gizli formula çıkaramadım asjdlasldk

Sıkıldım dedim ben demi.

Başlamışken bir reklam daha yapıyım,Burn içmeyin emi çocuklar.Önceki haftalarda Sheri'yle buluşup ölmüştük biz hem hava çok sıcak hem de sabahlayıp uyumadığımızdan.Böyle ben "hıaggg uyumak istiyorum" diye ayaklarımı sürürken o da beni itekliyodu felan.Sonra Burn filan alalım yae yaptım-tabi hiç içmeyince nasıl bi halt olduğunu bilmiyordum. Aldık iyi güzel Sheri açtı içmeye başladı.Öküz gibi soğuk olunca bende açmaya üşendim o "Gerizekalı çocuk ne diye aldık aç iç şunu sıcak sıcak iğrenç bişe olcak =_=" yaptı ben de "Huag tamam yie =A=" dedim ama unuttum. Ha buarada sanırım konuşma balonlarından fazla keş duruyorum asdkkl Ama değilim yani U_U  Neyse sonra açmak aklıma geldi tabi.Bi açtım BÖYK NASI BİŞE O.
Zaten önünüzdeki randomdan nasıl bir şey olduğunu okuyacaksınız da yine de nefret ettim diyeyim.Ben zaten tatlı yeme özürlüyüm.Yani sayılırım..Bence öyleyim .-. Çok fazla tatlı yiyemiyorum çok tatlı geliyor asdkjaskld (cinyıs) Burn'e de maşallah sırf şeker koymuşlar heralde bence ondan enerji veriyor.Lan böyle olduğunu bilsem gidip çikolata alırdım ağzıma yazık değil mi lan.

Neysem,valla şimdiki randomın da edebi açıdan pek bir şeysi yok ya neyse .-. Yazmak isteyip yazamadıydım.Herşekilde edebi zartizlikler yapmadığım  yazılar bana boş geliyor bilmiyorum =_________= Okuyunca farkettim ki sanırım komik olmaya çalışıp becerememişim kasşdlkasdşlka

HEEERNEYSE BUYRUN.

Selene

(valla Selene'den de bıkacağınız gibime geliyor.Zaten dürüstçe sevilecek bir karakter olduğunu düşünmüyorum.Ama sabredin bu işkence de bitecek f.f.)


Gözlerim korkuyla açıldı. Dün gece yorgunluktan uyuyakalmıştım, yoksa stres tüm vücudumu bir kuklaymışım gibi ele geçirmişti. Yatakta uzanmama rağmen kalbimin ritmi yavaşlamıyordu, beynimdeki düşünceler ve görüntüler dur durak bilmiyordu. Bir yandan zangırdayan vücudumla bir yandan patlama noktasına gelen kafam görünüşe bakılırsa bir yerde harap olup pes etmiş, gözlerimin perdelerini indirmelerine müsaade etmişlerdi.

Sersem bir halde yatakta oturur pozisyonda durdum. Gözlerim karardığından kalkmak için acele etmedim ve düşüncelerimi toparlamaya çabaladım. Dövüş… Orak… Ve Sera Walker.

Dövüş aletinin ne olduğu ya da kiminle dövüşüleceği mühim değildi. Sadece dövüş ve Sera Walker kelimelerinin bile yan yana gelmeleri kıyamete eşdeğerdi. Bir de buradaki şanssız rakibin ben olduğum da varsayılırsa, belki de sahaya çıkmadan kendimi bıçaklarsam daha şanslı sayılacaktım.

Tırnaklarımı çarşafa geçirdim ve dişlerimi gıcırdattım. Orak Akademi’de pek popüler bir silah değildi –en azından benimki kadar büyük boylu olanı- ve bu yüzden öğretecek bir hoca bulmak da zordu. Başlı başına ağır ve kocaman bir silahtı. Taşıması, saklaması zordu. Tehlikeli ve diğer silahlara nazaran biraz daha riskliydi. Elinizde çevirirken bir anda çevirdiğiniz şeyin kafanız olması pek hoş bir ihtimal değildi.

Orak’ı neden öğrendiğim konusuna değiniyim isterseniz, ben de emin değilim. Lanetli Olanlardan birine dönüşümümün tamamlanmasından önce Vlad bana Orak’ı neredeyse kusursuz bir şekilde öğretmişti. Zaten o sırada doğaüstü bir varlık konumunda olduğumdan yeni bir silahı tamamıyla öğrenmem  -Vlad’in de süreyi kısa tutmasıyla- ortalama 3 hafta sürmüştü.

Fakat normale döndüğümde, puf. Orak hakkındaki tüm bilgimi ve deneyimimi kaybetmiş bulunmaktaydım. İlk gördüğüm andaki gibi, Orak benim için sadece uzun bir sapa geçirilmiş bir metal yığınından ibaretti.
Bir daha düşününce sanırım Orak’ı öğrenmemin nedeni onca yaşadıklarımdan sonra yanıma bir şeyin kar kalmasını istememdi. Hiçbir açıdan bakınca kendimi karlı hissetmiyordum, fakat yeni bir silahı öğrenmek aradığım pazarlık olabilirdi.

Elbette hesaba katmadığım çok önemli iki etken vardı.
İlki, geri döndüğümde Orak hakkındaki tüm bilgimi kaybetmiş olacağımdı.
İkincisiyse, Orak’ı yeniden öğrenmek istediğimde bana öğretmen olarak Sera Walker’ın atanacağıydı.

Hadi ilkini yine geçtim, sebat edip bir şekilde yeniden her şeyi öğrenmeyi göze alabilirdim. Ama benden yaşça 2 yaş ufak olmasına karşın 6 cm uzun, hayalete benzettiğim ve katilim olmasına ramak kalmış, buz bakışlı çömezi öğretmenim olarak istemememin neresi anormaldi?
Açıkçası bana göre anormal olan baya fazla nokta vardı ama, görünüşe bakılırsa üstlerim için her şey gayet normaldi.
Eh, iş böyle olunca, baştan aşağı sarı kıç tekmeleyen bir tiplemeyle ben bu lanet olası silahı kavrayana dek ders yapacaktık.

Fazlaca hevesli olduğum için lütfen beni mazur görün. Sadece içimdeki coşkunun akmasına müsaade ediyorum o kadar.

Bıkkın bir tavırla nefesimi verdim. Sakince ayağa kalktım ve hazırlanmaya koyuldum. Duş alıp siyah dövüş eşofmanlarımı giyerken kendi kendime konuşmayı sürdürüyordum.

“Acaba nasıl biridir? Sürekli ön yargıyla küfredip duruyorum ama ne yapabilirim ki, kız Sevimli Ayıcıklardaki bir figüran gibi de durmuyor açıkçası.”.
“İçimden bir ses Komutan’dan beter olacağını söylüyor. Ya da bizim grubun koçundan. Eh, eğitmenliği bir çömeze verdiklerine göre kız ağız düşürtecek kadar iyi olmalı… Bir de James’le dövüşürkenki halini ve beni kurtarışını düşünürsek- bir dakika. Ben kızın nasıl dövüştüğünü gördüm ki… Tanrım kesinlikle işim bitti.”.

Saçımı tokayla atkuyruğu yaparken aynadaki halim içler açısıydı. Korku ve stresten ellerim titriyor, tedirginlikten kusacak gibi hissediyordum. Kendi kendime öleceğimi hatırlatıp duruyordum. Üstelik bu önyargı da değildi, harbiden ölecektim. Hani böyle çatır çatır, anam babam. Kız elindeki orakla beni ortadan ikiye bölüp sonra da tahminimce diğer kurbanlarına yaptığı gibi odasına asarak kıçımı dart tahtası niyetine kullanacaktı.
Ya da duvar süsü. İçimi doldurup aksesuar yerine bile kullanabilirdi beni. Gerçi bunun Akademi’de izin verildiğinden emin değilim…
Kendimi çimdikleyip sakin olmaya zorladım. Çünkü Sera Walker’ın görüntüsü en son kafamda kötü adamlara özgü bir kahkaha atıyor ve siyah pelerin giyiyordu.
Aynada son bir kez kendime baktım. Hazırım demek istedim, ama ağzımdan biraz değişiği çıkıyordu…
Hazırdeğilimhazırdeğilimhazırdeğilimhazırdeğilim…
Tamam… Görünüşe bakılırsa kendimi birden fazla kez çimdiklemem gerekecekti.
                                                                                     ~
Dımdızlak aşağı inip yemek salonuna yöneldim. Yanımda herhangi bir şey getirmem söylenmediğinden resmen antrenmana yaylana yaylana gidiyordum.
Bakışlardan kaçınıp kalabalığa karışarak bir enerji içeceği yürüttüm. Kahvaltı edersem muhtemelen kusacağımı geçtim ağzıma bir lokma atabileceğimi bile sanmıyordum. Stres diyorum stres, kahvaltı diyerek güldürmeyin beni rica ediyorum.

Elime aldığım şeyin Burn olduğunu görünce küfrettim. Enerji içecekleriyle aramın iyi olmamasını geçtim, son zamanlarda Burnden ayrı bir nefret etmiştim. Hem dayanamayacağım ölçüde tatlıydı, hem ağızda patlayan şeker misali yakıyordu, hem de şurup hissi veriyordu.
Enerji veriyor muydu peki? Hiçbir fikrim yok. Vereceği seviyeye kadar dayanıp içemiyordum ki.
Yutkunup yavaşça kapağı açarak içmeye başladım. Artık ağzımı hissedememeye başlayınca da kutuyu kendimden uzaklaştırarak dövüş sahasına doğru koşmaya giriştim ve yolda bir çöp kutusuna fırlattım.

Ana salondan bölüm koridorlarına geçip birkaç merdiven indikten sonra sahaya inen asansörlere bindim. İlginç bir şekilde ortalık fazla boş gelmişti. En azından tanıdığım kimse yoktu. Her yerde benden bir alt sınıflar geziniyordu ve üst sınıflarsa sayılıydı. Çömezlerin en üst katta olduğu varsayılırsa görülmemeleri mantıklıydı ama yine de bir garip hissetmiştim.
Kontrol odasında durmak yerine sahaya doğru duraksız inmeye karar verdim. Walker beni orada bekliyor olmalıydı. Neyse ki tam vaktinde gelmiştim. Erken gelsem garip bir sessizlik ve rahatsız edici bir tansiyon olacaktı; geç gelsem kızın huyunu suyunu bilmiyordum, bana küfredip 100 şınav verebilirdi. Bu yüzden zamanla oynamamanın iyi olacağını düşünmüştüm.

Sanırım… Yanılmışım.
Sahaya indiğimde etrafta kimse yoktu. Acaba kumanda odasında mıdır diye kafamı kaldırıp baktım ama orası da boştu. Şapşal şapşal etrafıma bakınıyordum ki temizlik görevlilerinden biri yanıma ilişti.

“Öğretmenin geliyormuş sanırım. Uyanamadığını söyledi. 5 dakikaya burada olur.”.

Görevliye boş boş baktım ve bağdaş kurup salonu incelemeye koyuldum.
Kendimi gerçekten çok mal hissediyordum.
Hani yaş olayını taktığımdan değil. Sadece kızda bir şeyleri kendime yediremiyordum ve bu yüzden bir şekilde rezil olmak hoşuma gitmiyordu. Zaten rezil olmaktan nefret ettiğimi de düşünürsek ek olarak bu durumun baş göstermesi güzel bir birleşim değildi.

Saçımdaki çatalları ayırmakla uğraşırken asansörlerden bir ses duyup ayağa kalktım ve yüzümü girişe çevirdim. Tahmin ettiğim gibi Walker gelmişti… Ama dürüst olayım kesinlikle böyle bir giriş beklemiyordum.
Beklediğim giriş yavaş çekimdeydi, Walker kararlı bakışlarla bir yandan yürürken bir yandan temizlikçi buhar makinelerini çalıştırıyor ve bir elektrogitar melodisi duyuluyordu.
Karşımdaki Walker ise bir yandan gerinip bir yandan da gözünü ovuşturuyor ve kafasını kaşıyordu.

İki resim arasındaki 7 farkı bulunuz.

İç çektim ve Walker’ın yanıma kadar gelmesini bekledim –ayriyeten düşünüyorum da bu gidişle ben ona tüm adı ve sadece soyadı dışında başka hiçbir şekilde hitap edemeyeceğim- . Tam önümde durdu ve alışılmadık biçimde kafamı hafifçe yukarı kaldırmak zorunluluğunda hissedince bir garip oldum. Gözlerini ışığa alıştırmak niyetiyle kıstı ve kim olduğumu hatırlamak istermişçesine bana baktı. O sırada muhtemelen emin olamadığım sebeplerden kaşlarımı çatıyordum ki kaşının biri sorgulama ifadesiyle havaya kalktı.
İstemsizce onu incelemeye başladığımı neden sonra fark ettim. Teni aşırı açıktı ve gözlerini yakından görünce yanılmadığımı kavramıştım. Harbiden yanardönerli gözleri vardı ve saçları gibi ilginç bir renkteydiler. Sarılı yeşilli güzel, merak uyandıran ama hafif de korkutucu bir tonları vardı. Saman sarısı saçlarını benim gibi atkuyruğu yapmıştı ama onun kuyruğu benimkine oranla kısacıktı. Zıttımmış gibi bembeyaz giyinerek gelmişti ki bunun kurallara aykırı olup olmadığından şüpheliydim. Sanırım hala burayı tamı tamına öğrenememişti.
Her şeyiyle uzun bir vücut oranı vardı. Ayrıca kıvrımlıdan çok direk düz diyebileceğim bir yapıdaydı ama kafa yorunca bir savaşçıya durup da kıvrım eklemek kadar gereksiz ve korkunç bir şey düşünemiyordum. Olduğu haliyle iyiydi. Hormonlarının hepsini boya kullanmasında bir sakınca görmüyordum.

Dikkatimi toplamam gerektiğini ne yazık ki biraz geç hatırladım ve içten içe tüm benliğime sövdüm. Bu kıza neden bu kadar kafayı taktıysam hiç yapmadığım bir şey olarak oturup orasını burasını inceliyordum. Dürüst olmak gerekirse o an gerçekten kendimden utanmıştım.
Kendimi toparladım ve daha önce aramızda geçenler dışında –ölüm kalım meseleleri, soğuk bakışlar vesaire vesaire- hiç resmi olarak tanıştırılmadığımızı fark ettim.
Elimi refleks olarak ona uzattım ve soğuk bir ses tonu bu “pek istekli” tanışmaya ilave oldu.
“Nightlion.”.
Birkaç saniye boyunca bana baktıktan sonra bakışları uzattığım ele geçip tekrar bana döndü.
“Sera.”.
Elimi sıktığını hissettiğimde yine küfrettim. Elleri de benimkilerden büyüktü. Tanrı aşkına bu kıza ne yapmışlardı böyle? Tamam Akademi’de bu kadar uzun bir sürü kişi vardı da neredeyse hepsi erkekti. Sera kadar cüsselisi bir kızı ilk defa görüyordum. Yine cüssesi sadece boydandı gerçi –bkz. Kas olsa da kız chopstick gibi.
Vee sanırım öğretmenimin elleri terliyordu.
Elini çekip üstüne sildi.
“Kusura bakma, elim çabuk ıslanır da.”.
Dudağımı umursamadığımı belirtmek istercesine büktüm.
“Dert değil.”.
Nedense aniden bütün uykulu hali geçmişti ve girişteki kadar olmasa da kararlı bakışlarla antrenman için kullanacağımız acemi silahları almaya gitti.
Şayet… Aniden elindeki silahın parlamasıyla kalp atışlarım kafayı oynattı.
Bu tahta değil ki… Metal. Neden…
Dehşetle komuta odasına baktım. Dopdoluydu. Ve oradaki herkesi tanıyordum.
Burak, Kate, Sultaniye, Oğuz ve James. Jennifer’lar, Komutan, Cécile ve Rey. Hatta Nicki bile! Neden? Herkes neden buradaydı?  Bunun özel bir antrenman olması gerekiyordu!
Korkuyla gözlerimi Sera’ya çevirdim. Boş bakışlarla elinde iki tane profesyonel orak tutuyordu. Birini sanki çok normalmiş gibi bana fırlattı. Zar zor yakaladım ki az kalsın düşüyordu. Yeteneksizliğime karşılık Sera garipsediğini belirten bir yüz ifadesi takındı. Oldu olacak Orak’ı bilmediğime inanmayacaklardı.
Fakat sorun bu değildi. Herkesin önünde mi savaşacaktım?! Hem de Sera’yla. Bilmediğim bir aletle. Hem de herkesin önünde! Hem de Sera’yla!
Kafam çoktan zonklamaya başlamıştı bile. Bu olamazdı. Mahvolacaktım… Rezil olacaktım.
Bakışlarım bir elimdeki orağa bir de Sera’ya kaydı.
Ve en son ona baktığımda, üstüme doğru geliyordu.

                                                                                      ~
“Ne neler oluyor!?” dememe fırsat bile kalmadan kollarım istemsizce hareket etti ve elimdeki orak havaya kalkıp Sera’nınkiyle çarpıştı. Uzun zamandır duymadığım tanıdık metal sesi kulaklarımda yankılanırken dehşet içinde öğretmenime bakıyordum.
Bir iki adım geri çekildim ve orağı yere fırlattım.

“Ha bilmem farkında mısınız ama bu şeyi kullanmayı bilmiyorum ben!”.

Hiddetle bir Sera’ya bir de komuta odasının başında duran Komutan’a baktım. Sera bana yine boş bir ifadeyle bakıyordu ve dürüst olayım irite olmaya başlamıştım. Zaten içinde bulunduğum durum yeterince canımı sıkıyordu, bir de bunların üstüne karşımdakinin yüzünü yumruklama hissinin eklenmesi taraftarı değildim.
Komutanın dediklerime inanmaya fazla hevesli ses tonu tüm salonda yankılandı.

“Böyle demenize rağmen biraz önce gayet güzel karşılık verdiniz Nightlion. Sera, sen ne düşünüyorsun?”.

 Yardım ister gibi Sera’ya baktım ama orağına yaslanmış havaya bakıyordu.

“Orağı ona attığımda yanlış tuttu. Duruşu ve tutuşu tam ben saldırırken değişti. Bilmiyorum.”.

“Pekala, ilk iki saniyede bir şey anlayamayacağımıza göre lütfen devam ed-“.

“Bir dakika.” Diyerek Komutan’ı durdurdum. “Ben size geri döndüğümde silahla ilgili tüm bilgimi kaybettiğimi zaten söylemiştim. Verilerime güvenilmediğini mi söylemeye çalışıyorsunuz?”.

“Bu doğru.” Buz kesildim, hala bana hain gözüyle bakıyorlardı. Hem de kurbanken. “Üzülerek belirtmek istiyorum ki Akademi’nin size olan güveninin yerine gelmesi için hala uygun bir an değil. Bu nedenle bir süre daha kendi vicdanınız değil otoritenin elleri altındasınız. Şimdi, lütfen antrenmana devam edin.”.
Sadece… Bakakaldım. Komutanın alışıldık umursamaz ve güya kibar ifadesi beni şuan yüzüme bile bakmaya cesaret edemeyen dostlarımdan daha az rahatsız ediyordu. Biri bile benimle göz teması kurmuyordu. Hepsi, hepsinin gözleri yerdeydi. Bağırıp hepsini kendime zorla baktırmak istedim, ama onlar hareket etmedikçe onlara gitmek gibi bir niyetim artık yoktu.

Gözlerimi biraz daha kısınca aslında bana bakan 2 kişi olduğunu fark ettim. Biri hiç şüphesiz Nicki’ydi. Onun bana bakmaması için bir gerekçe yoktu zaten.
Diğeriyse James’ti. Hıh, tabiî ki. James’in öyle bakışlarını kaçırmak ya da buna benzer huyları pek yoktur. Yüzleşeceği bir şey varsa yüzleşmesi gerektiğini bilir. Ama onun bana bakmamasını şuan daha çok isterdim sanırım.

Kafamı onlardan ayırıp sağıma baktığımda Sera orağını omzuna atmış, benimkini kaldırıyordu. Eğilmeden ayağını orağın altına geçirdi ve havaya zıplatıp eliyle tuttu.
Bana fırlatmak için durdu ve yüzüme baktı. Ben de ona döndüğümde ilk seferki gibi orağı bana doğru attı ve ben bu sefer bir nebze daha iyi bir yakalayış gerçekleştirirken sakince yerine geçti.
Parmaklarımı soğuk metale öfkeyle sardım. Demin Sera’nın atağına nasıl karşılık verdiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Fakat ne olursa olsun bana inanmayacaklardı. Madem dediklerim gereksizdi, neden beni saatlerce sorgu odasından çıkarmadılar? Diye düşündüm. Bu şeyi kullanmayı gerçekten bilmiyordum. Şuan elimde hissettiğim soğukluk tanıdık olsa da, önceden içimde kol gezen güven yoktu.

Şuan ki soğukluk bana güven icra etmiyordu. Şuan ki soğukluk canımı yakıyor, beceremeyeceğimin alametini veriyordu bana adeta.

Pekala, eğer bana inanmıyorlarsa, onlara kendim gösterecektim. Bilmediğim bir şeyi batırmak ne kadar uzun sürebilirdi ki?

Sera kafamdaki konuşmanın bitmesini beklermiş gibi sıkılmış bir tavırla bana bakıyordu. Dişlerimi sıktım ve içimdeki rezillik korkusunu bastırmaya çabaladım. Çünkü birazdan gerçekten fazlaca alay konusu olacaktım.
Genel silah bilgimle Sera’nın üzerine doğru harekete geçtim. Yanına kadar koşup orağımı salladım. Tahmin edilebileceği üzere hızlıca yana kaydı ve arkama geçip orağın sivri ucunu boynuma geçirmeye çalıştı. Son anda sırtımı çevirip orağımı kaldırdım ve iki orak da birbirine takıldı. Şimdiyse iş biraz güç savaşına kaymıştı.
Ne yazık ki, Sera benden daha güçlüydü. Ya da en azından ben şuan gücümü yanlış kullandığımdan kolayca üstüme geliyordu. Dayanamayıp geri zıpladım. Nefesim hemen daralmıştı. Zaten bir ayı aşkın bir süredir antrenman yapmıyordum. Bu şeyse çok ağır geliyordu ve ayaklarım dönerken birbirine takılacak gibi hissediyordum. Ben öyle kendi kendime hayıflanayım Sera zaten tek bir yorulma belirtisi göstermediği gibi muhtemelen benim de gösterme nedenimi anlamadı ve üzerime doğru atıldı.
Panikle savunma amaçlı orağı savurdum ama karnımı açıkta bırakmıştım. Sera da orağını ters çevirip yuvarlak metal kısmıyla karnıma vurarak beni yere devirdi ve kıç üstü yere düştüm.
Orağım uzak bir köşeye uçtu ve ben de savunmasız kaldım. Zaten gözlerimi açtığımda Sera da orağın sivri ucunu yüzümden 10 cm geride tutuyordu, yani öngörüldüğü gibi 3 dakikada nakavt olmuştum.

Vay be. Gerçekten berbatmışım. En azından 5 dakika dayanacağımı ummuştum.
Orağını çekip beni kaldırmak için elini uzattıysa da onu umursamayıp kendi başıma kalktım.

Zaten beni tuşe ettin Walker, bir de asillik yapıp yardım teklif etmene gerek yok.

En azından kendimi pek sinirli hissetmiyordum. Sonucun böyle olacağı belliydi, bu yüzden sızlanmanın gereksiz olacağını birkaç saniye önce kavramıştım. Sanırım direk bittiği için mutluydum sadece.
Sera yüzünü Komutan’a döndürdü ve Komutan da sonuçları duymak istediğini belirterek kafasını salladı.

“Hareketleri hantal ve çok dengesiz. Kontrolünü kaybedince duruşu aksıyor. Ayakları her an birbirine girecek ve yüz üstü düşecek gibi. Rol yapamayacak kadar kötü kullanıyor yani.”.

Bitirecek misin? Der gibi bıkkınlıkla Sera’ya baktım ama kızın beni taktığı yoktu. Onun yerine boğazımı temizlemeye karar verdim.
“Kısacası, orağı kullanmayı bilmiyor. Aniden gelen ataklara karşılık verebilmesi de yüksek ihtimalle içinde hala kalmış olan dürtülerin ürünü. Zamanla onları da unutacaktır.”.

“Hah,aldın mı cevabını?!” der gibi sinirle Komutan’a baktım.Ama herif tükürdüğünü yalar mı,gayet sakin bir şekilde “Pekala,o zaman bundan böyle orak eğitimi derslerinize başlayabilirsiniz.” Diyerek ellerini arkasında birleştirip komuta odasından çıktı.
Komutan da ayrıldıktan sonra herkes yavaş yavaş komuta odasını boşaltmaya başladı. Nicki göz kırpıp başparmağını kaldırarak aferin işareti yaptı. Güldüm ve dudak hareketiyle beni odamda beklemesini söyledim. Ne dediğimi anlamak için yakın çekim kameralara baktıktan sonra kafasını sallayıp o da odadan çıktı.

Etrafıma bakındığımda Sera arkasını dönmüş fırlamış olan orağı alıyordu. Tam gidecekti ki koca ağzımı açtım ve sesim salonda yankılanınca bağırmamam gerektiğini akıl ettim.
“Teşekkür ederim. Ehm, kısa kesip beni dertten kurtardığın için. Ve… Önceden hayatımı kurtardığın için de.”.

Şu havalı karakterler gibi kafasını sallayıp yürümeye devam edeceğini düşünmüştüm ama onun yerine omzunun üzerinden bana bakıp orta pislikte bir sırıtış fırlattı.

“Teşekkür edip etmeyeceğine derslerden sonra karar vermek isteyebilirsin… Çekirge.”.

…ÇEKİRGE Mİ?!

Gülüp salondan çıktı ve ben de yeniden sahayı temizlemeye gelen naçizane temizlikçiyle yalnız kalmıştım.
Harika, bir çömezin çekirgesi oluyordum. Yakında bana ayak işlerini yaptırıp asistanı da ederdi bu. Hatta malzemelerini taşıttırırdı. Ve sonra ayaklarını yıkatırdı! Sonra sonra sonra-
“Gidiyor musun kızım, buraları sileceğim ben.”.
Temizlikçi amcaya şeytanca bir bakış fırlattım ama adam arkasını dönmüş sallana sallana etrafı siliyordu.
İç çekip ayaklarımı sürüye sürüye yukarı çıktım.
Neyse. Umarım bundan böyle her şey daha iyi olacaktı.


TEMİZLİK AMCA AŞKIMSIN asldkaslşdşsl <3

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Azıcık musiki (müzik lan müzik)

Mirhaba ne yaparsınız? Biraz düşük sınıf bir gramer olacak ama ben müzikleri çoğ severim.Yapamam telefonsuz *bkz. ipod nano'yu itunes denen götlükten dolayı bozan,mp3 ünü kaybedip uyduruk mp4 ünü de bozduktan sonra telefona kalmış şahsiyet*...Candır müzik oğlum,hayattır~

Peki ne tür müzik severim.Valla Alternative Rock insan olsa evlenirdim,%90 rock severim.%9.9 ise New Age'e gidiyor dostlar,%0.1 ise pop olur,onda da napıyım hiperaktivitem basmıştır mutluyumdur böğüren adamlar dinleyeceğime cıvıldayan karılar dinlerim.Ama anlıktır yani sadece,genelde müzik listemde pek yer almazlar.

Alternative rock diyorduk,size bir kaç grup önerem mi ben <w<   >w>  <w>

(valla telefonun alfabetik sırasından gidiyorum)

-30 Seconds To Mars

ee bende 4-5 şarkısı olsa bile o şarkılarda güzeldir yanim.The Kill,This is War filan vardır hoştur baya ünlüdür.Tarzdır solistleri nedense pek severim kanım ısınmıştır u.u Gaga'nın Bad Romance'ine artiz ateşli bir cover yapmışlardır.


-Apocalyptica (bunu New Age'e mi soksaydım aceba o.o)

Finlandiyalı,Metallica'nın şarkılarına çelloyla cover yaparak ünlü olmuş orijinal bir grup.Çelloları yalanıp yutulası derecede çalarlar, kesinlikle tavsiye ederim.Tavsiye edebileceğim baya bir şarkıları olsa da en başta Broken Pieces,enstrümantal müzik severseniz Worlds Collide ve Ruska, ayriyeten Three Days Grace'le birlikte yaptıkları I Don't Care'i şiddetle öneririm U.U

(Ha evet.Accık hatunlar tarafından yalanma gibi ilginç şeyler olabilir videolarda o yüzden genel olarak ailenizin yanında izlemenizi önermem =w=")


                                                                       I Don't Care


                                                                      Broken Pieces


-Avenged Sevenfold (Bat Country,Afterlife,Almost Easy,Nightmare,Scream)

-*Breaking Benjamin*

Nahan ben burdaki adamın sesini yalar yutarım. Nedense solistlerinin sesine ayrı bir hayranlığım vardır,ayrıca en sevdiğim diyebileceğim gruplardandır. Dance with the Devil,Anthem of the Angels,You ve Diary of Jane ayrı bir güzeldir.Aslında neredeyse hepsi muhteşem diyecem taşlayacaksınız beni =,= Ama zamanınızı ayırmaya değer derim.

-*Bullet For My Valentine* (İngiliz Fetişi modu activate)

Bende 15 tane filan şarkısı olsa da o şarkıları da pek severim.Zaten o 15 şarkı da alternative rock olan parçalarıdır,yoksa pek bir böğürürler.Güzeldir ama güzeldir <.< Tears Don't Fall'u dinlemeden geçmeyin sakın,en ünlü şarkılarındandır.

-Coldrain  (Caponn o YEA! Die Tomorrow,Rescue me,We're not alone

-Disturbed (Down with the Sickness,Stricker,Liberate)

-Egypt Central (Over and Under,You Make Me Sick)

-Evanescence (E burdaki her ergen insan biliyo zaten bu grubu,şarkı sıralamama gerek yok sanırsam)

-Flyleaf (karının sesi pek bir yükseklere çıkıyor nan o.o Again,All Around Me,Arise,I'm so Sick)

-Linkin Park (Evanescence mantığıylan geçiyorum)

-Mudvayne (A world so cold,Happy?,Forget to Remember)

-Nickelback (Ninja buna liseli grubu diyo ama vazgeçmiycem aksjdl Someday,Too Bad,Savin' me,Hero)

-Panic!At the Disco (The ballad of Mona Lisa,I write Sins not Tragedies *uzun adları harbi sevmiyorum .-. ama müzikler güzel =w=*)

-Paramore (Bunu da biliyonuzdur da söliyim. Decode,Playing God,Monster,Brick by Boring Brick)

-Pendulum (Just another British <3 Bunlar biraz technoya kaçıyolar aslında o.o Hatta baya kaçıyolar.Ama güzeldir (Saydıklarımdan hangisine kötü dicektim malım ben asld) Self vs. Self,Crush,Bloodsugar)

-*Red* (aşkımm @w@ <3 Bu grubu da çok severim ama üşendiğimden uzun bişeler yazmıyorum artık.Çok tanınan bir grup değiller ama müziklerini gerçekten harika buluyorum. Breathe Into Me,Already Over,Out From Under,Let It Burn

Unazo-sama bu da sana gelsin!




-Saosin (Deep Down,Collapse,You're not alone)

-*Skillet* (valla bunlara da aşığım u.u solistleri de taştır ha. Comatose,Hero,My Obsession,Imperfection)

-Submersed (bende iki şarkıları olsa da salyamı fazlasıyla akıttılar,o yüzden bahsedilmeyi hakediyolar. Hollow,You Run)

-Sum41 (eğlencelüü~ No Reason,Still Waiting,Pieces)

-System of a Down (Türk düşmanı olsalar da müziklerini seveceğim napıyım =0= Chop Suey,Lonely Day,Question)

-There For Tomorrow (A little faster,Deathbed,Pages,The World Calling)

-*Three Days Grace* (yıldızlardan çakmışınızdır artık >w<  Ama ninja buna da liseli diyor -_- PİS NİNJA >^< I Hate Everything About You,No More,Time of Dying,Let You Down,Get out Alive)


VALLA BENCE 24 GRUP SİZE YETER aşsdkşlskş.Daha birkaç tane ufak grup da var da hem ben üşendim,hem de siz küfrettiniz.Zaten 3 linkten sonra daha fazlasını atmaya üşendiğim de aşikar askdkl Ama eğer Rock seviyorsanız dediklerimi deneyin derim,güvenin baa oğlum U.U Ninjaya bakmayın siz =^0!

New Age'e geçersem diyebileceğim pek bir şey yok,genelde anime müzikleri oluyor dinlediğim New Ageler.New Age buarada sırf enstrümantal müzik,güzel olayor ama.Klasik müziğin modern hali adından anlaşılcağı gibi.New Age için önerebileceğim anime soundtrackları Tsubasa Reservoir Chronicles,Pandora Hearts ve D.Gray Man'in. Açıkçası pek ilginizi çekeceğini sanmıyorum çünkü New Age seven pek insan görmedim ama müzikler gerçekten yere çakıyor insanı *A* Bir keman ya da yan flüt giriyor araya,apışıp kalıyorsunuz.Vallahin süper.

Grup olarak ise Rose Noire denen capon grubumuzu önerebilirim,New Age'le accık tekno karışımı yapmışlar   gibi sanki çakamadım.Güzel olsalar da çoğu müzikleri biraz kulak tırmalıyor gibime gelse de Royal Slaves'i ve Alice'i severim u.u

Ee müziklerden bu kadar.Vocaloidlere geçersek;

Bunda da diyebileceğim pek bir şey yok askjdlk Zaten arkadaşlarım Ninja ve Sheri bu olayın üstünde iyicene durdular gibime geldiğinden pek irdelemiyorum konuyu.Ha Sheri Vocaloid herkesin harcı değil demişti,ona katılıyorum şahsen.Çoğu insan bu ilginç robot seslerine dayanamayabiliyor,gayet normal yani.Özellikle annemle arabada giderkenki anımızı hiç unutmam.Radyoda ne alakaysa Hatsune Miku'nun adı geçmiş,annem de dürtükledi beni "Şu senin robotu diyo bak" dedi.Ben de kulaklıklarım olduğundan Hatsune Miku'dan bahsedildiğini duymamışım annemin robot tanımını anlamaya çalışıyorum,öle odasında sürekli haşır neşir olduğu robotlar olmayınca insan çakamıyor hemen .-." "Anne ne diyosun yahu" oldum,sonra annem adını hatırlamaya çalıştı. "Neydi ki adı,Hasibeli bişeydi" diyince "...HATSUNE MİKUYU MU DİYOSUN *carpalm*" oldum elbette.O gece Hatsuneye Hasibe,Megurineye de Mevhibe lakabı verilmiş oldu...

En sevdiğim vocaloid Len Kagamine'dir.OĞLUM O ÇOCUK SEVİLMEZ Mİ! Dünya tatlısı yav ;w; Her hikayede ölüyor ama seviyoruz onu aslkdş Rin'den pek hoşlaşmam.Bilmiyorum pek ısınamamışımdır,Len'i çaldığını düşünüyorum =^= Ayrıca ensest ilişkileri desteklemiyorum kusura bakmayın .-. her videoda oynaşmaları hoşuma gitmiyor.Ha her şekilde ikisininde sölediği ayrı şarkılar hoşuma gitmiyor ama,birlikteyken  çok daha iyiler.

Önerebileceklerim öncelikle Karakuri Burst =3=,ıstırırım ben bu şarkıyı.Len de burda pek bir daştır var ya .w. Nazi olsa da sulanmadan edemezsiniz.


                                                      Accık manyasan da fena değildin Rin U.U


                                                           Size daş demiştim!DEMİŞTİM!


                                                             Nehehe harbi daş lan =w=




Başka..başka.İkisinin de Kokoro versyonları var,onlar fena değil.Romeo&Cinderella var.Enseste hayır .^. olsam da güzeldi.Haaa tabiki ünlü Servant of Evil,Daughter of Evil var ikisi de harika.Ayriyeten Re Birthday'i severim ben,Regret Message de fena değildir.

Sonram Megurine'yi severim,genelde Rocklar ondan çıkar. Psychopath ve Alone'a biterim,Just be Friends de güzeldir.Ama Megurine'yi genel olarak ele alırsak sesinin favorim olduğunu söyleyemem,üstüne üstlük uyuz gelir bana =,=

Gumi fena değildir,Yowane Haku'nun sadece Daughter of White'ını bilsem de nedense bir sempatim vardır ona.

Ha,Hatsune'ye gelelim.Valla şu durumda Hatsune'den pek hoşlaşmıyorum,genel olarak Attention Whore mertebesine yükseldiği için gözümde on again off again gezerim biraz ona karşı.Ama kaltak olmayan şarkıları güzeldir ne diyim.En klasiğinden Love is War var,Lost Story muhteşemdir,Be My Sacrifice'ı da çok sevegrim ben *.* İstese ondan da güzel Rocklar çıkıyor yanim.

Evet Vocalardan da bu kadar.Kaito'dan neredeyse nefret ettiğim için onu geçiyorum U.U

Glee'ye gelelim.

Ha Glee'nin Amerika'daki popüleritesini biliyorsunuzdur,genelde ergen hayranlar ordan oraya GLEE GLEEE HIAAGG diye koştururlar.Açıkçası Türkiye'deki durumu bilmiyorum? Ama Dünya gözünde Glee sevenlerin genel olarak hakarete uğradığını sanıyorum yanılmıyorsam o.O Tabi bazıları Nirvana'ya filan küfredip Glee versyonlarının klasiklerden daha iyi olduğunu ciyaklayınca kızabilir insanlar hak veriyorum =,="

Bana gelirsek,ben Glee'yi izliyorum.Gayet de seviyorum,hatta bazı versyonlarını orijinal şarkılara yeğliyorum.Ama bu benim tercihim,hangi versyonun daha iyi olduğu konusunda da kaltaklanmıyorum.Bence kimse yapmamalı aslında,sadece çenelerini kapatıp müziklerini dinleseler dert olmaz dem?

Tercih ettiğim bir iki Glee versyonunu atam size U.U


                                                                 Me Against the Music



    Losing My Religion (bunun iki versyonunu da çok severim aslında *w* zaten bence benziyolar =_= pek bir  fark göremiyorum.Bunun geçtiği bölümü de pek bir severim,çok muhteşemdi ;w; Sezonu hatırlamıyorum da bölümün adı Grilled Jesus dı o_O)

Stereo Hearts da fena değil.Yine pek bir fark göremiyorum o_O



Somebody that I used to Know da güzeldi U_U



                                                                 
                                                       Cough Syrup-Buna ölüyorum işte ;_;

Neysem böyle ya o.O Bence güzeller.Dizi olarak güzel Glee,komik ve hayat dersi veren bölümleri var gerçekten.Ha genelde eski Amerikan şarkıları söylediklerinden içim çok daralıyor =_= Sevmiyorum çünkü.Ama onları da geçersek içi boş değil yani.

En sevdiğim karakterlere gelirsek direk Kurt diyebilirim asldklş Blaine'i de çok severim.Nedense homoseksüellere karşı bir sempatim var =_= Lezbiyenlerden çok gaylere.NEDENİNİ BİLMİYORUM .-.
Mike Chang var,hem gülünesi hemi de öküz gibi dans ediyor.Sesini en çok sevdiğimse Santana var,Blaine'inki de güzel.Kurt'ün sesi hayatımda duyduğum en ince erkek sesi .-. Burdan bakıp gülerek ölebilirsiniz komikliklerine.


Rachel Berry'den dürüst olmak gerekirse bıktım =_= Tiskiniyorum o kızdan.Pislik olmayı bıraksa da sesi bir türlü güzel gelmiyor.Ha çok yetenekli evet ama hoşlanmıyorum.Zaten 7/24 o söylüyor, bir de Broadway söylüyor tükürdüğümün.Vallahin sevmiyorum o kızı =_=

Evet sanırım bahsetmem gereken her şeyden bahsettim o.o Acayip sıkıldım zaten şuan =_= Hem yemek yemeliyim ölecem ;_; SAYONARA MİNNA XOX!

3 Temmuz 2012 Salı

Random ~=0=~



SELAMM  NABERRR <O< *ha...capslock*. Tamam kısa kesiyorum.Ben hikaye vardı paylaşcam dedim ya.Sonra tırstım ya.Demin de başlangıcı atayım dedim ama başlangıç aşırı romantikus olunca tırsarsınız diye vazgeçtim. Sonraa daa gittim tee 3. kitap için yazdığım bir randomı aldım size getirdim <w>...Ne iyiyim ama demi.TEK BİR ŞEY ANLAMAYACAKSINIZ MUHAUAH!

=_=" yok harbi stres oldum ben..o yüzden saçmalıyorum aldırmayın.Valla...Karakterleri dersek.Selene (aka. Nightlion) serinin baş karakterlerinden,Nicki çok yakın dostu,James yavuklusu (ajdlsjdlskdşlskdş şaka şaka...açıklayacam biara korkmayın) Sera da sarışın tipleme sdlsksakdj Tamam bu da şaka.Sera da önemli başkarakterlerden olduğu gibi Ninja'nın speşıl karakteridir dostlar.Tee geçenlerde o da bir random koyduydu ya bloguna,nahan Sera oydu işte.


Neyse,umarım bir süre sonra anlarsınız ;w;"

Tüm edebi bölümler affınız olur,umarım sıkılmazsınız.Bölüm başındaki şiirler müessesedendir.Mantığı ne bilmiyorum.İyi okumalar ;w;" Lütfen düşüncelerinizi belirtin de ona göre devam ediyim ya da kesiyim ben olur mu,hani kalabalık olmasın..falan..filan..

*Goes to her emo corner*






Yankılanıyor hep koca çarkların sesi kafamda.
Dönüyorum etrafımda, karanlık sarmış her yanı,
Hiçbir kaçış yok buradan sonra.
Gözlerim açılıyor, uyandığımı sanıyorum-ah ne büyük yanılsama.
Geldiğim yer öncekinden beter bir cehennemmiş aslında.

Şu işe bak, bilindik yüzler şimdi düşman maskesi altında.
Anlaşılmaz gerçek suçlu ben miyim, kalmışım hâkimin vicdanına.
Gözlerim tarıyor salonu, her şey eski dostluklar hatırına.
Fakat bulamıyorum tek bir suret, yeniden sevgiyle bakan bana.

Bıktığımı fark ediyorum, istemiyorum adaletlerini, acımıyorlar varlığıma.
Kim neyden anlıyor ki sonuçta? Baksana, buradaki her şey bir propaganda.
Bahanemiz “insanlık namına” iken, kaybediyoruz insanlığımızı bu dikenli yolda.
Ölüyoruz, çürüyoruz sonsuza dek ama; kimse asla dur demek bilmiyor bu sözde fedakarlığa.

Selene

Bir kız görmüştüm.

Sancılı hatıraların arasından görünüşünü çıkaramasam da bir şekilde önemli biri olduğunu hatırlıyor gibiydim. Ellerimi duvarlara sürüye sürüye yürüyordum. Üstümdeki beyaz ve bol hastane kıyafetiyle akıl hastanesi kaçkını gibi durduğumdan emin olsam da umursadığım söylenemezdi. Nicki yorgunluktan koltukta uyuyakalmış, ben de sıkıldığımdan bunu fırsat bilip dışarı çıkmaya karar vermiştim.

Amacım neydi bilmiyorum. Birini görsem konuşacak mıydım sanki. Onu geçtim ne diyecektim?

Merhaba, yargılanma aşamam bittikten sonra antrenmanlarda anılarım yüzünden aniden kafayı sıyırmış bir ruh hastasıyım. Benimle dolaşır mısın?

İç geçirdim. Düzelip düzelmediğimi anlayamıyordum. Yeni doğmuş bir çocuk gibi hissediyordum. Bilgisiz, deneyimsiz, var olandan habersiz.
Her şeyi yeniden öğreniyor gibiydim. Belki de bu yeni bir başlangıçtı, yeni bir şanstı. Ama dürüst olmak gerekirse bunu “şans” olarak da nitelendiremiyordum. Çünkü olan bitenler bana yeni bir sayfa açmak için neredeyse tüm kitabı yakmıştı.

Yine de yapacak bir şeyim yoktu. Amaçsızca yürüdüm. Aklımda bin bir şeyin dolaşması gerekirken sadece iki kişiyi düşünüyordum.

Biri Arinnaydı. Onunla uzun süre konuşamamam dışında, en son gördüğüm halini hatırladıkça tüylerim ürperiyordu. Ama korkup korkmadığımı kestiremiyordum işte. Korkmuş muydum, yoksa üzülmüş mü? Onu özlemiş miydim, pişman mıydım?
Ne hissettiğimi kestirememek içimi baymıştı. Duygularım o kadar uzun süredir donmuştu ki şuan çok yavaş çözülüyorlardı. Kendimi barbie bebek gibi hissetmekten nefret eder haldeydim. Konuşur ama duygusuz, yürür ama amaçsız. Duygusuz, gereksiz bir varlık.
Nicki bana Arinna’nın döneceğini söylemişti. Dinleniyor demişti. Fakat neden yanıma gelmiyordu? Onun benden ayrı olması gibi bir olanak yoktu –ayrı olunca olanları görmüştük. Yaramız varsa birlikte sarmalıydık. En gerekli andayken en uygunsuz noktalardaydık. Ona ihtiyacım vardı, onun da bana.

Fakat yine yapmıştım. Olan biten onca şeyi hiçbir şey hissetmeden söyleyebiliyordum. İnsanlara başımdan geçenleri dün ne yediğimi söyler gibi anlatınca gözleri yuvalarından fırlıyordu. Şayet gel gör ki Nicki benden bir şeyi uzatmamı istesin donup kalabiliyordum. Fransa’yı anlattıkça içimden çığlık atmak geliyordu, onu susturuyordum. Orada kalsaydım yaşayabileceğim hayatı, en önemlisi de aslında yaşamayacaklarımı düşünmek, bu fırsatı kaçırdığımı bilmek beni deli ediyordu. Buradakileri zaten görmek istemediğimden çocuk konuşacak konu bulamıyordu. Film izleye izleye uyuyakalıyorduk.

İkinci kişiyse o kızdı.
Ona hissettiğim şey nefretle boşluktan ibaretti. Neden nefret ettim –herhalde yerimi doldurduğu için. Kendimi bu kadar değersiz hissedemezdim sanırım. Ölen Japon balığının ardından alınan süs balığı gibi bir şeydi o kız. Daha önemli, daha değerli, daha yetenekli. Görünüşünü hatırlayamıyordum evet, ama bildiğim bir şey varsa o kız olmadan Vlad’le yapılan çarpışmadan sağ çıkamayacağımdı.
Tekrar tekrar düşünüyordum sonra. Nefret etmem gereken gelen kız mıydı, yoksa onu getirten kişi miydi? Sonuçta kızın “Ah madem eksiğiniz var doldurayım bari” diye şıp diye burada bittiğine olanak vermiyordum.

Ellerimi cama sürttüğümü fark ettiğimde duraksadım. Başımı kaldırdım. Dövüş sahasına gelmiştim. Üstelik saha boş değildi.
Aslında bu alışılmadık bir şey değildi. Odadan çıktığımda saat gece yarısını geçiyordu. Gece antrenmanı yapıyor olmalıydılar. Gayet doğaldı. Ama o dürtü, o bastırılamayan dürtü geri dönmeme izin vermedi. Son zamanlarda içgüdülerim aşırı gelişmişti. Onları ne kontrol edebiliyor ne de onlara karşı koyabiliyordum. 

İçeride biri vardı. Görmem gereken biri.

İtaat ettim ve yürüdüm. Kapı aralığından bakınca monitör odasında kimsenin olmadığını gördüm. Sanırım benim gibi buraya gelmek kafalarına esmişti o kadar. Derin bir nefes aldım ve camekân kısmına kadar gittim. Kimlerin dövüştüğünü görmek için nefesimi tuttum ve heyecanla sonucu bekledim.
 James’ti.
En azından biri. Açıkçası gerçekten zor zaman geçiriyor gibi duruyordu. James’in dövüş seviyesi baya üsttedir. Bu yüzden görev skalası bu kadar yoğun. Ama şuan yüzünde telaş ve sinir karışımı bir ifade ve alnından akan terle oradan oraya koşturup taklalar atıyor, alevler püskürtüyor.
Normal bir dövüşteki James yani. O yüz ifadesi dışında.
Normalde dövüşen James’in yüzünde soğuk ve sakin bir ifade vardır. Duygularını kontrol altına almıştır ve profesyonel görünür. Fakat şuan kapana kısılmış ve çaresiz duruyordu.
Onu bu kadar zorda bırakan kim?
İşte bu gerçekten ironik bir soruydu.
Yüzümü çevirmemle lanet olası gözlerimin yerlerinden fırlamaları bir oldu.
İlk önce boyu cidden uzundu. Biraz yaklaştıklarında James’le aralarında az bir fark olduğunu görebiliyordum. Alışıldık biçimde atletikti ama bir şekilde usta gibi duruyordu. Kelime anlamıyla profesyonel gibiydi.

Fakat asıl umursadığım bunlar değildi. Soluk sarı saçlar, buradan bakıldığında bile vahşice parıldayan gözler. İçlerinde sarı ve yeşil var. Hüzünlü bir sonbahar gibi, ama yıkım getiren türden. Yüzü solgun, hatta belki de saçından teni de sarı duruyor. Huzursuz bir ruha benziyor. Saha onun 30 yıllık evi sanki. Rahatça süzülüyor. Ellerinden çıkan alevler onun bir parçası adeta. O kadar aşina ki onlara. Her şeyi o kadar iyi ki çok doğal duruyor. Kendinden emin, korktuğunu ya da endişelendiğini bile sanmıyorum. James’in profesyonel dediğim ifadesi onun yüzünde, James’e ise sadece telaşı ve korkuyu bırakmış.
Fakat o doğal değil. Yanlış bir şeyler var onda. Hissedebiliyorum ama söyleyemiyorum. Yavaşça hatırlıyorum. Vlad’in onu görünce yüzünde oluşan ifadesini, üzerime yürüyüşünü. Beni öldürmeye geliyordu. Normalde o an böyle bir tehdidi bile umursamayacak düzeydeydim. Ama anımsıyorum, o zaman bile sanırım gerçekten korkmuştum.
Kâbus gibiydi. Gücü korkutucuydu. Onun yerine beni değiştirmeleri aşırı normaldi. Ben olsam ben de değiştirirdim.
Melek gibiydi. Ama sürgün mü edilmişti, cezalandırılmış mıydı? Neydi bu Tanrı aşkına… Kelimelere dökemiyordum onu. Garip bir aurası vardı. Ölümü beraberinde taşıyordu. Şanssızlığı, kederi. Büyük güçler büyük sorumluluklarla gelir derler ya, yaşamıştı işte onu.
Buraya yaşamak için gelmemişti. Feda olmaktı onun görevi.
Tüm bunları neye göre çözdüm bilmiyorum. Görünüşünden mi, bakışlarından mı?  Belki de kendi kendime hikâye yazıyordum.
Neyse ne tüm bu anlattıklarımdan ona sempati duymam gerekirdi sonuç olarak. Ne biliyim, acımam filan. Anlayış göstermem en azından.

Ama olmuyordu işte. Tırnaklarımı kollarıma geçirmiş boş bakışlarla onun James’in üzerine alevlerle uçmasını izliyordum.
Son hamleye gelmişti, James’in de işi bitmişti zaten. Taklalarından birinde yaralı olan dizine filan yüklenmişti belli ki ve takılıp yerde kalmıştı. Rakibi önünde bitti ve elini alev püskürtecek konumda ona dayadı.
James sinirle ona bakıyordu. Delirmiş gibiydi. Rekabet delisi bir insan değildi ama bazı şeylerde yenilmeye dayanamadığını biliyordum. Özellikle hazzetmediği insanlara karşı aşağıda olmaktan hoşlanmazdı. Belli ki karşısındaki kişiye karşı pek hoş duygular barındırmıyordu.

Ki rakibinin de duyguları karşılıklıydı sanırım. Buradan bakılınca en iyi arkadaş gibi durdukları söylenemezdi. James’e pis bir sırıtış fırlattı. Buna cevap olarak James kaşlarını çatınca yüzündeki sırıtış uçuverdi. Ama bunun nedeni James’in kaş çatması değildi.
Kafasını o kadar ani kaldırdı ki saklanacak zamanı neredeyse bulamadım. Üstüne üstlük bembeyazdım, görülmem o kadar kolaydı ki üstüme bir de ışıklı tabela yapıştırmak kalmıştı.

Çömelerek masanın altına girmiştim ama burada kalmaya hiç niyetim yoktu. Buraya geleceğini hissediyor gibiydim ve tedirgin olmuştum. Beni göremeyecekleri bir noktaya kadar hızla süründüm ve deli gibi koşmaya başladım. Gördüklerime bakılırsa o kız kesinlikle benden daha hızlı koşuyordu çünkü.

Koridoru dönsem rahatlayacaktım ama upuzun koridorda çıldırmış gibi koşmam gerekiyordu. Çünkü koridorun başına çıksalar beni hangi uzaklıkta olsam da görür ve takip edebilirlerdi. Tüm eforumu sarf ettim ve koridoru döndüm. Ayak sesi duymadığımdan içim birazcık rahatlasa da arkama bakmayıp doğruca Nicki’nin salyalarını akıtarak uyuduğu odaya, yatağıma geri zıpladım.

 Kalp atışlarım normal seviyeye geldikten az süre sonra da uyuyakaldım.
Sabah aniden uyandığımda dünkü telaşın izlerini taşıyordum. Çevreme bakındım. Nicki kahvaltı tepsisini almış yatağıma doğru ilerliyordu. Uyanık olduğumu görünce sevinse de yüzümdeki ifadeden o sevinç geldiği gibi kayboldu.
“Günayd- heyhey ne oldu sana böyle?”.
“Hiç.” Diye geçiştirdim “Kâbus gördüm o kadar.”.
Yalan da değildi hani.
Sürekli kâbus gördüğümden bunu sorgulamadı ama yüzü asıldı diyebilirim. Kafamı patpatladı ve gülümsemeye çalıştı. Ona boş boş baktım. O da anlayışla tepsidekileri bana uzatmaya girişti.
“Sadece çay-“ dememe fırsat bırakmadan kaşlarını çatarak bana baktı. Çocukların kötü bakıcısı filan gibi bir hali vardı ve gerçekten komik sayılırdı. Özellikle de ses tonu.
“Non! Hepsini yiyeceksin, pazarlık filan da yok!”.
Yeme düzenim aşırı bozuktu. Özellikle sabahları ağzımdan lokma geçmiyordu. Öğlenleri değişik oluyordu. Ya bir şeyler yiyordum ya da yine aç kalıyordum. Akşamları yemeklere abanıyordum o ayrı mesele. Ama Nicki şu “sabah kahvaltısı günün en önemli öğünüdür” manyaklarındandı.
O “Tren geçiyor, kuş geçiyor! Selene de ağzını açıveriyor!” diye çatalla bana doğru uçarken ellerimle onu savuşturmaya çalışıyordum. Birden aklıma geldi.
“Hey, şu yeni gelen çömez hakkında bir fikrin var mı? Uzun olan hani.”
“Şunu ağzına alırsan söyleyeceğim mon cheri!”.
Kaşlarımı çattım. Gözlerimi kapayıp burnumu tıkadım ve o da çatalın üzerinde duran krepi ağzıma sokuşturdu. Midem bulana bulana yutkundum ve sıkkın bir tavırla ondan cevap beklemeye başladım. Zafer edasıyla sırıtıyordu. Sonra da gülüp koltuğuna oturdu.
“Hım bir bakalım. Uzun çömez… Ha ha buldum! Garip bir tip değil mi? Sarışın filan. Yemin ederim Avrupa’da bu kadar garip sarı bir insan gördüğümü hatırlamıyorum. Üstelik çok kaba biliyor muydun? Küpemin gay durduğunu söyled-“
“Nicki… Sadede gelir misin?”.
“Tamam tamam. Neydi ki adı. Sabrina… Yok artık bir dakika o şu cadı kızdı. Sally… Hayır. Sasha-Tamam daha neler.”.
O bir düzine ad daha sıraladı, ben de el mahkûm bekledim. O isim Nicki’nin ağzına gelir gibi oldukça benim de geliyordu sanki.
“Hahayt buldum! Sera-“
Gözlerim fal taşı gibi açık, dudaklarım istemsizce aralandı.
“Walker mı?”.
Nicki biraz şaşırdı ama bir şey diyemedi. “Şey evet, öyle. Nerden biliyorsun?”.
“Bilmem. Oradan buradan duymuş olmalıyım.”.
Nicki dudağını büktü ve çayını alıp elindeki Fransızca gazeteye sakince göz atmaya başladı.
Yumruklarımı sıktım. Oydu.
“O” kız sensin, Sera Walker.

29 Haziran 2012 Cuma

Linklerden gelen ölüm

Yoh yoh Zelda'daki Link değil. (Ne saçmalıyorum ben...Zaten sizin de anlamayıp kendinize aynı soruyu sorduğunuzdan eminim =0=")

Şimdi efendim...buarada ben size hala bir takma ad bulamadım Ninja ve Sheri'nin yaptığı gibi. Ben de size küçük cadılarım diyeceğim,Lady Gaga'nın Little Monsters'ı gibi bir şey olacaksınız,bence kendiniz karar verin ._. O değilde benim blog adım zaten çaresizlikten konmuş bir ad zaten. Hala içimde bir değiştirme umudu vardır,ahh ah ben neden böyle abidik bir ad koydum diye.

Geçen yayından kalma iki konum vardı müzik ve oyunlar diye onlardan bahsedeceğim şimdi u.u Ama canım müzikten başlamak istemiyor bu yüzden oyunlardan giriyorum <w>.

Ha evet,bir de başlıktan anlaşılacağı gibi bir sürü link verme gibi bir olasılığım var ve bu yüzden küfretmeyeceğinizi umut ediyorum o.o"

Eveet, bilgisayar/video oyunları. Şimdi ben Gamer Girl seviyesinde bir hatun değilim,öyle "oyunlara bayılıyorum 7/24 oynarım süperim vuhuww o yea bebi" gibi bir izlenim yaratmıyım... Ninja'nın arada yaptığı gibi Level bile almam.Ama bazen sevdiğim ya da merak ettiğim oyunlar çıkıyor,ben de alıp oynama çabalarına giriyorum. Oyun türü olarak fantastik oyunları seviyorum. FPS di savaştı öyleleri ilgimi çekmiyor.Böyle zıpladığın, ilginç silahlarla (ne biliyim bıçaktı, dönüşümlü koldu,portal cihazıydı) canavar biçip oralara buralara uçtuğun oyunlar var ya.Hah işte onları seviyorum ben U.U

Sevdiğim/İlgilendiğim oyunlara gelirsek;

Benim ilk oynadığım oyun (Kaç yaşındaydım ki..5. sınıf mıydı 6 mıydı neydi) Hello Kitty:Roller Rescue aklsdkasdkş Tamam adı kadar kötü değil.GAYET EĞLENCELİYDİ BİR KERE!

  

Tamam nerden sıyrılıp kurtulabilirim bilmiyorum da güzel oyundu cidden.VALLAHA BAK TAT! Tabiki sonradan windows 7 filan çıkınca oynayamaz oldum eski sürümde çalışıyodu...Yine de anıyorum...

Daha sonra Shrek oynadım (buydu sanırım), sanırım bir de Narnia vardı.




















O değilde ben bu resimleri düzgün koyamıyorum...
Narnia güzeldi ama,CD'sini kaybetmeyip bulsam yine oynardım.Aslında çaktırmayın diğerleri de güzel de olmayan itibarım ölmesin diye burdaki en düzgün gözüken Narnia olduğundan diyorum U.U Aa boşver ne itibarı,hepsi güzel bi ara bi şans verip oynayın derim ~=O=~

Tamamm bunlar 3 yıl önceki oyunlarımdı.Şimddi asıl davaya gelelim U.U

Alice:Madness Returns




                            Diş doktoru randevunuzu bir daha kaçırmayacağınızdan eminim =w="

Ha ben,Alice Harikalar Diyarı'nı acayip mal bir hikaye olarak gören bir insanım.Deli saçmasını geçtim kelime anlamıyla saçmaydı orijinal hikayesi.Tim Burton'ın filmini izlemedim ama orijinal halinden tiksindiğimi söyleyebilirim.

Bu oyunu kesinlikle Alice'in temasına yeğlediğimden çok sevdim.Bir normal bir de nightmare seviyesini oynayıp 2 kere bitirdim. Ha grafikleri ağız yardıracak boyutta değil,dünyanın en iyi oyunu da diyemem.Ama kesinlikle güzeldi.Trailerları sizi caydırmasın,o kadar iğrenç ya da ürkütücü değil.Bitirdiğinizde "_ _ _ yalancı trailerlar" konumuna geliyorsunuz.

Her şeyi geçtim OĞLUM İNGİLİZ BUNLAR!OYNA HEMEN! asdjlad şaka şaka.

Assassin's Creed/Brotherhood/Revelations

Assassin's Creed 1


(Brotherhood'un orijinal trailerını paylaşmadım BENCE BU ÇOK DAHA İYİ asdjkal herifler harikulade yapmış yarılmıştım gülmekten)

                                            Revelations (Burda İstanbul'a da gidiyonuz haa u.u)

Assassin's zaten dünya çapında ünlü bir oyun.Grafikleri muhteşem.Ki benim gibi grafik hakkındaki bilgisi (ki sadece gözüme nası gözüktüğüyle orantılı olduğunu da varsayarsak..) sadece iyi kötü orta olan biriyseniz bu oyunun grafiklerinin ne kadar güzel olduğuyla ilgili bana hak verirsiniz diye düşünüyorum U.U

Bende ilk iki oyun ve Brotherhood var ama grafikleri bilgisayarı öküz gibi kastığından oynayamadım...Çözünürlüğü kıstım ama pek yemedi. Yine de bir abuk duruyordu ve ben de daha iyi bilgisayarlarda oynamak üzere rafa kaldırdım.Umarım birgün oynayıp ölümüne zevk alırım ;w;

Ha şimdi "Bir de PC'de mi oynuyorsun sen paçoz?! Ahaha" olayı varsa sizde bana karşı şöyle açıklayayım.Ben  7. sınıfta zekiye gibi gidip Wii aldırdım babama.PS3 varmış bi de yaptı kulağımı kapayıp Wii'ye sarıldım...*iç çekiş* Şimdi geçmişteki beni bir yerde bulup yakalarsanız getirin de ağız yüz dalayım nolur bakın.

Bu oyunların hiçbiri Wii'ye olmayınca -en azından Türkiye'de.Yurt dışında var mı bilmiyorum ama oradan getirtmeye de ölümüne üşeniyorum- ben de mal mal kalıp PC'de oynuyorum tabi.Ama açıkçası halimden mutluyum.Bir de bilgisayar kasmayaydı iyiydi...

Prototype


Valla bu oyunu gezerken görmüştüm.Direk kapağı ilginç gelmişti. Daha almamış olsam da bir şans vermeyi düşünüyorum u.u 2. de çıkmış ama çok üşendim trailerı paylaşmaya affedin TwT"Şayet pek bir güzel duruyordu o da.

Portal/Portal 2

           
                                                                            Portal 1


                                                                         Portal 2


Ben burdaki robotu çok sevdim OAO (-İngiliz aksanından mı =_____=? -Haayırr >_< Tamam belki biraz .w.") Acayip tatlı/komik ama tabi GLaDOS'u uyandırdığı için Sheri biraz küfretmişti...Sonra o da sevdi sanırım o.O Emin değilim...

GLaDOS:How have you been?

İngiliz aksanlı robot: I think she likes you <.<

GLaDOS:I've been reeeally busy being dead,you know,after you murdered me!

İAR:YOU DID WHAT?!


Ya ben gittim geçenlerde aldım Portal'ı. (Buarada neden mi oyunlara kösülüyorum indirebilecekken? 1.İndirme konusunda kendime HİÇ güvenmiyorum askdlak 2.Bende öyle bir huy var.Kitap okuyacaksam bile arkadaşımdan almayıp gidip kendisini alarak mallık ediyorum.İlla kitaplığımda bulunacak yani o şey.İş bu olunca ben de gidip oyunu kutusuyla alıyorum tabi)

Sonra bu oyun kasar benim bilgisayarda diyip bekledim başka bilgisayar bulmak için.Bulamadım elbet.Dayanamayıp geçenlerde indirdim.Sonra bir baktım Portal 2 yazıyor.Öyle bir ekrana baktım,bir oyunun kutusuna baktım.Tam kutuda Portal yazısının yanına yapıştırılmış olan fiyat etiketine eğildim ve kazımaya başlayınca ordan bir 2 rakamı çıktı... *facepalm*

Böyle olunca Portal hakkında pek fazla bilgi veremeyeceğim.Hem Sheri varken benim ne haddime -w- Gidip onun blogundan okuyarak ayrıntılı bilgiyi edinebilirsiniz çocuklar UoU
http://jartiyerlimelek.blogspot.com/2012/06/robot-travmas.html

Herneyse o da olur deyip başladım dün oyuna Sheri de yanımdayken. Sheri GLaDOS diye kafayı üşütük bir robot var onun sesinden tırsardı dün oynayınca hiçbi haltı olmadığını gördü yendi korkusunu U_U Valla güzel oyun Portal,gayet ünlü zaten duymuşsunuzdur. Biraz zeka oyunu kalıbına giriyo evet, dün bizim de yaptığımız gibi bazı yerlerde küfredip NASIL YAPILCAK LAN BU diyerek gameplaylerine bakabiliyorsunuz.Ama eğlenirsiniz bence.

Daha sonra oyun listemde olan fakat paylaşmaya çok üşendiğim ve ilginizi çekerse bakabileceğiniz oyunlar:

God of War (Ne yazıkki PC versyonu yok ;_;)

Bunun da ikincisi çıktı mıydı neydi...Ayrıntısını bilmiyorum da intikam amaçlı tanrıları öldürüyorsunuz sanırım U.U Öyle günlük görebileceğiniz şeyler.Yunan mitolojisi de seviyorsanız ilginizi çekebilebilebilur =0=























Left For Dead/Dead Island/Resident Evil

Üççç güzell zzzombi ooyunu... Aslında sanırım artık zombilerden korkmuyorum ._. Yine de emin değilim. Ünlü olmaları dışında oynamadığım için iyiler mi yoksa hayal kırıklığı mılar bilmiyorum ama ilginizi çekerse deneyin derim <_<

 
left 4 dead

Final Fantasy

Yine oynamadığım için hiçbir fikrim yok bana Ninja göstermişti. Amaa güzel olabilebilur >.> Tabii birrsürü oyunu olduğu için hangisini oynayacağınız size kalmış.

final fantasy 7 pc game


Sonra bir de geriye Diablo 3 (hiçbir fikrim yok sadece adını biliyorum),Skyrim,Grand Theft Auto (GTA) 4 (Sulu pek sever bunu) ,Dragon Age,Crysis 2 (bu FPS mi ya :/ bilmiyorum değil sanırım) filan kalıyor da öldüm ben... Zaten çoğunun ilginizi çektiğini sanmıyorum =A=" Ama hiç yoktan Alice'i ve bir ihtimal Portal'ı sevebileceğinizi düşünüyorum.Yok Assassin's di God of War dı uğraşmak istemeyebilirsiniz anlarım.

VE BİLİN BAKALIM NAPTIM? Evet müzikler bir sonraki yayına ajsdlk Özür dilerim ama her seferinde konuları uzatıyorum ve diğer konuya ne iştahım ne de yerim kalıyor .-. Müzikleri de yarın muhtemelen yazarım zaten.



O değilde sıcaklar accık düzeldi mi nedir o.O?

Sayonara Minna-san <O>!

EDIT:AHH ÇOK ÖNEMLİ BİŞEYİ KOYMAYI UNUTTUM!!

Amnesia diye bir oyun daha vardı. Tam bilgim yok ama hafızanız kayıp olarak bir yere atılmanızla ilgili sanırım ve korku oyunu olarak geçiyor direk.Biz de dün Sheri'yle bakalım dedik ve elimize şöyle bir video geçti:


Oyunu boş verip direk bu videoyu izleyerek ölebilirsiniz...
Ama  gülmekten.İyi seyirler ve hoşça kalın ^o^

28 Haziran 2012 Perşembe

Ortaya karışık <.>

O değilde balıkların nasıl bakacağını göstermek isteseydim bence şöle olurdu: <.> nehehe...ya da bukalemunların.

Tamam çok hoş bir giriş yaptım uwu" Nedense şuan içimde ilginç bir mutluluk var ve bu hiperaktivite olarak bana geri dönüyor ki bu da sadece durduğum yerde zıplamamdan ibaret ama olsun.Sanırım nedeni de internetimin günler sonra geri gelmesi ;W;... Ayrıca ne mantıksa kafam fikirlerle dolu ve bu da güneş tutulmasından da nadir bir olay olduğundan oturup yazıyım dedim.

Elbet fikirlerden kastım bahsetmek istediğim birbirinden alakasız bir sürü şey.Neyse,sonucu göreceğiz =w="

Konu haritamıza bakalım efenim:

Anime takviyesi-Bir öncekiler yetmezmiş gibi

 -Dil şöleni ve bir İngiliz hayranının hazin sonu...


Müzik olmadan ben bir hiçim!
-Vocaloid,cırtlak sesli teknoloji harikaları!
-Glee! Ergenik mi,değil mi?

Gamer Girl: Grafikler size hiç bu kadar güzel gelmedi!


Animelerden girersek konuya,sadece 2 anime ekleyip kapayacağım olayı efenim.

İlk animemiz geçen yayınlarımda hangi beyin özürlülüğüne hizmetse Legend of Korra'yı unutmamdı!!


Affet beni Korra ;_;!

Neysem,bir avatar hayranı olaraktan hangi kafayla hatırlamıyorum ama The Last Airbender bittikten sonra Avatar'ı direk unutuverdim ben.Direk sıkıldım filan,o da neymiş =A= modlarına girdim bir süre sonra. Amma velakin Korra'nın haberini duydum tabi.Yeni avatar hem de kız! vuhuw değil mi. Bir de su elementi favorim olduğundan mutlu olmam gerekirdi yani. Tabi adı garip geldi önce.Korra ne lan =_= oldum,ama sonra dedim..Aang,Katara....Saçma sapuk adlar ne bekliyosun kızım.

Hiçbir beklentim olmadan başladım seriye. Muhtemelen berbat olacak =A= diye,sonra o lafı yedim tabi ben.

Tek kelime etmeden eğer Avatar hayranıysanız ve hala izlemediyseniz kaldırın o güzel popolarınızı ve izleyin direk diyorum U.U Geçen pazar sezon finali yaptılar ve ne diyim,ekranı yedim abi.

  

YEEEY FART BENDER asdkasşldkaşd


"WHHHHHHHUTTT" ifadesi bu oluyor azizim u.u





Olum Aang'in oğlu bu ya ;_; Herkesin öldüğünü düşününce kötü oluyo insan.Ahh ah Tenzin >w< Herif çok komik.Gerçi şahsen kesinlikle işe yaramaz olduğunu düşünsem de yaşlı herif yani.Yine de Aang'den sonra güçsüz geliyo tabi.

Evett Korra'yı da geçersek.Sıradaki animenin adı FAZLA uzun.Ama adı sizi caydırmasın,ağlamak istiyorsanız   harika yani.Allahım sümüklerim aka aka izliyorum yemin ederim.Ki o kadar ağlayan biri değilim animelere.Aslında bu kadar kötü düşününce hiç birine ağlamadım bundan önce =_= En fazla gözümden yaş aktı.

Ano Hi Mita Hana no Namae o Boku-tachi wa Mada Shiranai U.U (O gün gördüğümüz çiçeğin adını hala bilmiyoruz)

HAYIR KAFAMDAN ATMADIM ADI BU >_< =_=.Herneyse,dediğim gibi çok duygusal bir anime.Mendilsiz gidip benim gibi sümüklerinizle başbaşa kalarak izlemenizi önermiyorum.


Amanın çok uzun olcak yine bu yazı ;_; İyisi mi ben oyunlar kısmını apayrı bir yazıda anlatayım sizlere....Napıyım.

Eeevet arkadaşlar.Şimdi eğer sizde ben ve arkadaşlarım gibi aşırı gelişmiş otakularsanız animelerdeki Japonca kavramlar size giderek tanıdık gelmeye başlamıştır.Hatta bir bakmışsınız bir kaç kelime Japonca terim biliyorsunuz O.O! Amanın amanın yoksa deminki cümleyi altyazısız anladınız mı <.<!? Vuhuww tebrikler ^w^!

Açıkçası ben,iki sayısal kafanın çocuğu olarak sayısaldan nefret ediyorum+hiç beceremiyorum.Sözelciyim ben olum! diye geçiniyorum ortalıkta.Ama çalışmayıp arada onları da batırınca morsuyorum biraz.

Amma velakin asla bana sırtını dönmeyeceğine inandığım dal:Diller.Valla seviyorum ben dilleri ne diyim.İngilizceyi tamamen bitirip Japonca ve üşenmezsem Fransızca öğrenmeyi çok istiyorum ;_; Fransızcayı atabilirsin belki de Japonca kesinlikle hayalim ;A;!

Zaten Japon kültürüne hayranız değil mi çocuklar U.U Yani...Siz direk animeleri izliyip sahne arkalarını merak   etmiyor olabilirsiniz gerçi ._." Ama ben seviyorum Nihon'umu be abi ;w; Kısmet olursa gitmek istiyorum hayatımda en azından bir kere ;A;...*acıklı keman sesleri*


Neyse,Japon aşkından başka benim sulandığım bir millet daha var.Tahmin edin bakalım UwU?
Diyeceğim de uğraştırmayayım sizi boşverin.

EVET!DOĞRU CEVAP:İGİRİSU yani ENGLAND yani İNGİLTERE!!


Hani amacım ne...Bilmiyorum. Genelde İngilizler kibar olmalarıyla filan tanınırlar ya hani centilmenlikti asaletti vıttır zıttır.Ondan ısınmış olabilirim ama şu yüzyılda öyle bir şey beklersem avucumu tuzlayıp da yalarım o ayrı mesele.Yine de büyük bir sempati duyuyorum İngilizlere.Özellikle erkekleri pek bir tatlı geliyor ;w; Aksandan vurulan kezban mode activate.

Sanırım İngiltere'ye gitmek Japonya'ya gitmekten çok daha kolay olacağından bu konudaki umutlarımı daha yüksek tutmalıyım...*iç çekiş*
Eğer sizin de gitmeyi çok istediğiniz bir ülke varsa umarım gidebilirsiniz sevgili okurlar ;^;...Bu konu başlığını da çok sevdiğim bir İngiliz'i size tanıtaraktan kapatıyorum.

Charlie Mcdonnell!charlieissocoollike hesabıyla da bilinir.Videolarında kafadan atma şeyler yapıp sizi kendine aşık edebilir U.U Ayrıca eğer aksandan vurulma olayımda benimle dalga geçtiyseniz bunu dinleyip de aynı duruma düştüğünüzde sizleri göreceğim =W= NİHAHAHAH!






O değilde...Çocuk harbiden kamera önünde saçını boyadı...Ahh neyse tatlı işte.



"Wait till it's completely cool." asjdklasdjlajl

En sevdiğim üç videoyu yükledim ama eğer severseniz buradan daha fazlasını izleyebilirsiniz u.u

Tamam...Lanet olsun ki müzikler kısmına da gelemiycem askdlşak.Biliyorum programın yarısından fazlasını kestim ama bir günde iki yayın gayet yeterli bence U.U Zaten çok uzun yazıyorum ;_; Normalde çenesi düşük değilimdir ama her şeyi betimliyim filan derken uzadıya uzuyo =,="

Neysem.Bir sonraki yayında müzik ve oyun konularıyla buluşmak üzere ^w^! Sayonara~